Edirne’deki Selimiye Camii’ni gören herkes, bu yapının hem ne kadar büyük hem de ne kadar uyumlu olduğuna hayran kalır. Büyük kubbenin altında insan hem küçük hem de huzurlu hisseder; ışık pencerelerden içeri dolarak mekânı aydınlatır. Bu görkemli eserin mimarı, yaklaşık beş yüz yıl önce yaşamış olan Mimar Sinan’dır.
Sinan, Kayseri’nin bir köyünde doğdu. Gençliğinde askerliğe başladı. Seferler sırasında köprüler, kaleler ve yollar yapılırken mimarlık ve mühendislik bilgisini geliştirdi. Çalışkanlığı ve öğrenme isteğiyle kısa sürede dikkat çekti. Zamanla yeteneği fark edildi ve saray mimarlığına, yani başmimarlığa yükseldi.
Sinan’ın yaptığı yapıların sayısı yüzlercedir: camiler, medreseler, köprüler, hamamlar, çeşmeler… Bu yapılar yalnızca İstanbul ve Edirne’de değil, Anadolu’nun ve Balkanlar’ın birçok kentinde de görülür. Kendisi üç eserini üç aşamaya benzetmiştir. İstanbul’daki Şehzade Camii’ni çıraklık, Süleymaniye Camii’ni kalfalık, Edirne’deki Selimiye Camii’ni ise ustalık eseri olarak adlandırmıştır.
Sinan, yapılarını tasarlarken yalnızca güzelliği değil dayanıklılığı da düşünürdü. Taşları demir kenetlerle birbirine bağlar, kubbeleri güçlü kemerler ve payandalar üzerine oturturdu. Ayrıca yapılarında doğal ışıktan ve havalandırmadan akıllıca yararlanırdı. Bu yüzden eserlerinin birçoğu yüzyıllardır ayakta durmaktadır.
Selimiye Camii bugün UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Sinan’ın hikâyesi bize sabırla çalışmanın, öğrenmeye açık olmanın ve işini sevmenin büyük eserler ortaya çıkarabileceğini gösterir. Ustalık, bir günde değil, yıllar süren emekle kazanılır. Birçok mimar bugün de ondan ilham almaya devam ediyor. Bu yüzden Sinan, Türkiye’nin en çok sevilen ustalarından biri olarak anılıyor.