Bir ülkenin gelişmesi için kadınların ve erkeklerin eşit haklara sahip olması gerekir. Atatürk de bu düşünceye çok önem verdi. Cumhuriyet’in ilk yıllarında kadınlar eğitimde, çalışma hayatında ve hukukta pek çok yeni haktan yararlandı. Çünkü yeni bir ülke kuruluyordu ve her yurttaşın katkısına ihtiyaç vardı.
1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu, kadın ve erkeğe hukukta birçok alanda eşit haklar tanıdı. Örneğin kadınlar da erkekler gibi eşit miras alabilir, gerektiğinde boşanma için mahkemeye başvurabilirdi. Kanun, tek eşliliği de getirdi.
1930’da kadınlara belediye seçimlerinde oy kullanma ve aday olma hakkı verildi. Dört yıl sonra, 5 Aralık 1934’te bu hak milletvekili seçimlerini de kapsadı. Böylece kadınlar hem oy verebiliyor hem de Meclis’e girebiliyordu. Türkiye bu hakkı Fransa ve İtalya gibi bazı ülkelerden daha önce tanıdı. Bu, kadınlar için çok önemli bir kazanımdı.
1935’te yapılan genel seçimlerde yirmiye yakın kadın milletvekili Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi. Bu, kadınların ülke yönetiminde söz sahibi olması için atılmış önemli bir adımdı. Türkiye’nin ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen de bu dönemde yetişti.
Haklar, bir kez verildi diye kendiliğinden korunmaz. Eşitliğin yaşaması için hepimizin kız ya da erkek ayrımı yapmadan birbirimize eşit davranması gerekir. Sınıfta söz alırken, oyun oynarken ve görev paylaşırken herkes eşit hak sahibidir. Bunun için önce birbirimizi dinlemeyi öğrenmeliyiz.