Sınıfa yeni gelen Ömer, ilk gün sırasının üzerine kalın bir kâğıt destesi ve garip görünen bir yazı makinesi koydu. Ömer görme engelliydi ve kitaplarını parmak uçlarıyla okuyordu. Çocuklar merakla çevresinde toplandı. Sınıf bir anda sessizliğe gömüldü.
Defne, “Bu yazıyı nasıl okuyorsun?” diye sordu. Ömer gülümseyerek anlattı: “Buna kabartma alfabe ya da Braille alfabesi denir. Her harf kâğıtta çıkıntılı noktalarla yazılır. Parmağımla bu noktalara dokunarak okurum.” Ömer bunları sakin bir sesle söyledi.
Öğretmen Hülya Hanım alfabeyi tahtada gösterdi. Her harf altı noktalık küçük bir kutuda; iki sütun ve üç sıra hâlinde yazılıyordu. Noktaların farklı biçimlerde birleşmesiyle bütün harfler, rakamlar ve noktalama işaretleri yazılabiliyordu. Örneğin “a” harfi yalnızca sol üstteki tek bir noktayla gösteriliyordu.
Hülya Hanım bu alfabeyi Louis Braille adlı bir Fransız’ın geliştirdiğini anlattı. Braille küçükken geçirdiği bir kaza yüzünden görme yetisini kaybetmişti. Henüz çok gençken bu sistemi buldu ve görme engelli insanların okuyup yazmasını mümkün kıldı. Çocuklar tek bir fikrin sayısız insanın hayatını nasıl değiştirdiğine şaşırdı.
O gün çocuklar adlarını kalın kâğıda kalemle bastırarak kabartma noktalarla yazdı ve gözleri kapalı olarak parmaklarıyla okumaya çalıştı. Bunun hiç kolay olmadığını gördüler. Ömer onlara yardım etti. Hülya Hanım dersin sonunda, “Farklı yollarla okuyan herkes aynı bilgiye ulaşabilir. Önemli olan, herkesin okuma hakkına saygı göstermektir.” dedi.