Bundan yaklaşık dört yüz yıl önce İstanbul’da doğan Evliya Çelebi, çocukluğundan beri dünyayı merak eden biriydi. Çocukken İstanbul’un sokaklarını, limanlarını ve çarşılarını dolaşırdı. İyi bir eğitim aldı, güzel konuşmayı ve gözlem yapmayı öğrendi. Büyüyünce gezip gördüklerini yazmaya karar verdi.
Evliya Çelebi kırk yıldan uzun süre at, kayık, gemi ya da yürüyerek yolculuk etti. İstanbul’dan Anadolu’nun birçok kentine, Balkanlar’a, Kırım’a, Kafkasya’ya, Avusturya’ya ve Mısır’a kadar gitti. O zamanlar yolculuk bugünkü gibi hızlı ve rahat değildi; haftalar, aylar sürerdi. Evliya her akşam yanındaki defterine gün içinde gördüklerini not ederdi.
Evliya gezdiği yerlerde gözlerini ve kulaklarını hep açık tutardı. Şehirlerin surlarını, çarşılarını, camilerini ve çeşmelerini anlattı. Halkın giysilerini, yemeklerini, oyunlarını ve konuştuğu dilleri not etti. Gittiği yerin halkıyla sohbet eder, onlardan hikâyeler dinlerdi. Bazen duyduğu efsaneleri ve masalları da yazdı.
Notlarını on ciltlik “Seyahatname” adlı eserinde topladı. Yıllar sonra bu notları düzenleyerek kitap hâline getirdi. Bu kitap, on yedinci yüzyılda yaşayan insanların günlük hayatını gösteren bir hazine gibidir. Bugün tarihçiler, coğrafyacılar ve edebiyatçılar bu eserden yararlanıyor.
Evliya Çelebi’nin hikâyesi bize merak etmenin, dikkatle gözlem yapmanın ve gördüklerini kaydetmenin ne kadar değerli olduğunu gösterir. Siz de her gün gördüklerinizi bir deftere yazarsanız, yıllar sonra o defter sizin için küçük bir Seyahatname olabilir. Bir defter ve bir kalem, dünyayı anlamak için yeterli bir başlangıçtır.