Cumartesi, 14 Mart. Sevgili günlük, bugün hayatımın en güzel günlerinden birini yaşadım. Annemle birlikte kasabamızdaki hayvan barınağına gönüllü olarak gittik. Girişte bizi barınak sorumlusu Selma Hanım karşıladı ve önce kuralları anlattı: Hayvanlara ani hareketlerle yaklaşılmaz, yüksek sesle konuşulmaz ve izin almadan yiyecek verilmez.
Önce kedilerin bölümüne gittik. Mama kaplarını yıkadık, su kaplarını doldurduk. Sonra köpek bahçesine geçtik. Fındık adındaki kahverengi bir köpek bana kuyruğunu sallayarak yaklaştı. Selma Hanım elimi ona yavaşça koklatmamı söyledi. Birkaç dakika sonra Fındık başını elime yasladı. Çok mutlu oldum! Bir yavru kedi de kucağıma tırmanıp mırıldanmaya başladı.
Öğleden sonra barınağın duvarına asılacak “Beni Sahiplen” afişleri hazırladım. Her afişe hayvanın adını, huyunu ve fotoğrafını yazdım. Selma Hanım, barınaktaki hayvanların çoğunun yeni bir yuva beklediğini anlattı. Hayvan edinmek isteyenlerin satın almak yerine barınaklardan sahiplenmesini önerdi. Bu çok güzel bir fikir.
Eve dönerken annemle konuştum. Hayvanlara bakmanın yalnızca onları sevmek olmadığını öğrendim. Onlara düzenli yemek vermek, doktora götürmek ve onlarla vakit geçirmek gerekiyormuş. Bir hayvanı sahiplenmek, uzun yıllar sürecek bir sorumluluk almak demekmiş. Selma Hanım ayrıca yaşlı hayvanların da sevgiye ve ilgiye ihtiyaç duyduğunu söylemişti.
Bu gece Fındık’ı düşünerek uyuyacağım. Önümüzdeki hafta yeniden gideceğim. Belki o zaman ona yeni bir oyuncak götürürüm. Bugün öğrendiklerimi sınıf arkadaşlarıma da anlatacağım. İyi geceler, günlük!