Cumhuriyet’in ilk yıllarında Ankara küçük bir şehirdi ve çevresi geniş bir bozkırla kaplıydı. Bozkır; ağaçsız, otlarla örtülü, yazın kurak ve sıcak, kışın soğuk bir araziye denir. Atatürk, bu topraklarda bile ağaç yetiştirilebileceğine ve tarlaların verimli hâle getirilebileceğine inanıyordu. Bozkırda yağmur az yağdığı için ağaçların büyümesi zordu.
Bu düşünceyle 1925 yılında Ankara’da bir çiftlik kuruldu: Atatürk Orman Çiftliği. Çiftlik, çorak arazileri ağaçlandırmak, yeni tarım yöntemlerini denemek ve çiftçilere örnek olmak için çalıştı. Çalışanlar toprağı inceleyip hangi bitkinin nerede yetişebileceğini araştırdı. Burada binlerce ağaç ve fidan dikildi.
Çiftlikte yalnızca ağaç yetiştirilmedi. İnekler, tavuklar, bağlar, bahçeler ve tarlalar da vardı. Çiftçiler çiftliği ziyaret ederek yeni yöntemleri yakından görebiliyordu. Üretilen süt, yoğurt ve peynir gibi besinler şehirde yaşayanlara ulaştı. Böylece insanlar taze ve sağlıklı yiyeceklere daha kolay ulaşabildi.
Zamanla çiftliğin bir bölümü şehir halkının dinlenme alanına dönüştü. Gölet çevresindeki yürüyüş yolları, gölgeli ağaçlar, piknik alanları ve bir hayvanat bahçesi Ankaralıların en sevdiği yerlerden biri oldu. Hafta sonları aileler çocuklarıyla buraya gelip temiz hava alırdı. Atatürk, çiftliği daha sonra devlete bağışladı.
Atatürk Orman Çiftliği bize iki önemli şeyi anlatır: Doğaya emek verirsek çorak topraklar bile yeşerebilir. Ayrıca bir ülke, yalnızca fabrikalarla değil, tarım ve ağaç sevgisiyle de kalkınır. Bugün çevremizdeki parkları ve ağaçları korumak da bu emeğe saygıdır.