Çocuklarda Özgüven Nasıl Gelişir?
Özgüven, övgü yağmurundan çok “yapabilirim” deneyimleriyle büyür. Yaşa uygun görevler, zorluğa alan, doğru övgü ve koşulsuz sevgiyle evde atılacak adımlar.
Çocuklarda özgüven, “sen harikasın” sözünü sık duymaktan çok, “bunu ben yaptım” diyebildikleri anların birikmesiyle gelişir. Ayakkabısını kendi giyen, zorlandığı yapbozu bırakmadan bitiren ya da küçük bir kararı kendi veren çocuk, gücünü yetişkinin sözünden değil kendi deneyiminden öğrenir. Bu deneyimin yanında bir şey daha gerekir: başarsa da başaramasa da sevildiğini bilmek. Yaşa uygun görevler, biraz zorlanmaya izin veren bir sabır ve çabayı gören bir dil, bu iki temeli evde birlikte kurar.
Özgüven ne demek, ne demek değil?
Özgüveni iki ayak üzerinde duran bir tabure gibi düşünebilirsiniz. Bir ayağı “Bir şeyleri yapabilirim, yapamadığımı da öğrenebilirim” duygusu, öbürü “Olduğum gibi değerliyim” duygusudur. Biri eksik kalınca tabure sallanır. Çok sevilen ama her işi başkası tarafından yapılan çocuk, kendi becerisinden emin olamaz. Becerikli olduğu hâlde yalnızca başardığında ilgi gören çocuk ise her hatada değer kaybedeceğinden korkabilir.
Özgüven, her an kendinden emin görünmek, hiç ağlamamak ya da her yarışı kazanmak da değildir. Kendine güvenen çocuk da utanır, çekinir, kaybedince üzülür. Fark, bu duyguların ardından yeniden denemeye cesaret edebilmesindedir. Sesi yüksek, her ortamda öne çıkan bir çocuk özgüvenli görünebilir; sessiz ve gözlemci bir çocuk da içten içe kendine çok güveniyor olabilir.
“Yapabilirim” duygusu nereden gelir?
Bu duygu küçük ama gerçek başarılarla beslenir. Evde en çok işe yarayan dört kaynak şunlardır:
- Gerçekten ona ait bir iş. ABD'nin halk sağlığı kurumu CDC'nin olumlu ebeveynlik önerileri, her yaş grubunda çocuğa sorumluluk vermeyi ve yaptığını fark etmeyi öne çıkarır. Okul öncesi bir çocuk kendi tabağını tezgâha götürebilir, ilkokul çağındaki bir çocuk ertesi günün çantasını hazırlayabilir. İşin büyüklüğü değil, gerçekten onun işi olması önemlidir.
- Biraz zorlanmak. Çok kolay işler iz bırakmaz, çok zor olanlar da kırar. En verimlisi, uğraşınca başarabileceği işlerdir. Çocuk zorlandığı anda hemen yetişmemek, onu bu verimli aralıkta tutar.
- Seçim yapmak. Hangi tişörtü giyeceği, akşam hangi kitabın okunacağı, parkta önce salıncağa mı kaydırağa mı gidileceği küçük ama gerçek kararlardır. “Ben seçtim” duygusu, “ben yaptım” duygusunun yakın akrabasıdır.
- Hatayı onarmak. Su döküldüğünde bezi uzatıp “Silelim” demek, “Ver ben yaparım, sen dökersin” demekten çok daha fazlasını öğretir. Hatasını kendi eliyle toparlayan çocuk, hatanın bir son olmadığını görür.
Hangi övgü güç verir?
Övgü önemlidir; neyin övüldüğü ise daha da önemlidir. Mueller ve Dweck'in çalışmasında zekâsı için övülen çocuklar, zorlandıkları bir denemeden sonra çabası için övülenlere göre daha çabuk vazgeçti ve zor görevlerden kaçındı. “Ne akıllısın” sözü, ilk başarısızlıkta “Demek ki o kadar akıllı değilmişim” diye okunabilir.
Gunderson ve arkadaşlarının Child Development dergisinde yayımlanan çalışmasında ise ebeveynlerin küçük çocuklarına yaptığı süreç övgüsü, yani çabayı ve yöntemi gören sözler, çocukların yıllar sonra zorluğa ve çabaya daha olumlu bakmasıyla ilişkili bulundu.
Evde bu, “Ne zekisin!” yerine gördüğünüzü söylemek demektir: “Kule iki kez yıkıldı ama alttaki blokları genişletince ayakta kaldı.” Abartılı övgü ise ters tepebilir. Sıradan bir resme “Dünyanın en güzel resmi!” denen çocuk, bir sonrakinde bu çıtayı aşamayacağını düşünüp çizmekten kaçınabilir. Ölçülü, içten ve somut bir cümle akılda daha uzun kalır. İş birliği ve olumlu disiplin üzerine öteki yazılar Veliler için bölümünde yer alıyor.
Kurtarmadan yanında durmak
Çocuğunuz zorlandığında yardıma koşmak en doğal tepkidir. Fermuarı çekmek, yapbozun son parçasını yerine koymak, arkadaşıyla arasındaki küçük sorunu onun yerine çözmek birkaç saniye sürer. Ama her kurtarış, sessizce “Bunu sen yapamazsın” da der.
Kurtarıcı olmadan destek olmak için şu sırayı deneyebilirsiniz:
- Bekleyin. İçinizden beşe kadar sayın. Çoğu çocuk bu sürede kendi bir yol dener.
- Duyguyu adlandırın. “Bu düğme seni uğraştırıyor.” UNICEF'in iletişim önerilerinde de göz hizasına inmek, dikkatle dinlemek ve çocuğun duygusunu adlandırmak öne çıkar.
- Soru sorun. “Başka nasıl deneyebilirsin?” ya da “İlk adım ne olabilir?”
- Küçük bir ipucu verin. “Düğmeyi önce deliğin yarısına kadar sokmayı dene.”
- İşin yalnızca bir parçasını üstlenin. Gerçekten gerekiyorsa: “Ben kumaşı tutayım, sen düğmeyi it.”
Bu sıra her an için geçerli değildir. Çocuk çok yorgun, aç ya da öfkeliyse önce o ihtiyaç karşılanır; öğrenme sakin bir ana kalır.
Kıyaslamadan, koşulsuz sevgiyle
“Kuzenin senin yaşındayken okuyordu” ya da “Ablan hiç böyle yapmazdı” gibi cümleler çocuğu harekete geçirmek için söylenir, ama çoğu zaman tersini yapar. Kıyaslanan çocuk kendini başkasının gölgesinde görür ve denemek yerine geri çekilebilir. Ölçü olarak yalnızca çocuğun kendi dünkü hâlini kullanın: “Geçen ay bu merdivenden elimi tutarak iniyordun, şimdi tek başına iniyorsun.”
Koşulsuz sevgi, her davranışı onaylamak anlamına gelmez. Davranışa sınır koyarken çocuğun kendisini korumak demektir: “Kardeşine vurmana izin vermem. Seni çok seviyorum; şimdi sakinleşmene yardım edeceğim.” Zor geçen bir günün akşamında “Bugün ikimiz için de zordu, ama seni sevmem hiç değişmez” demek, çocuğun değerini başarısından ve davranışından ayırır.
Bu hafta evde deneyin
- Sizin yaptığınız ama çocuğunuzun yapabileceği bir işi seçin (ayakkabı giymek, bardağına su koymak, çantasını taşımak) ve bu hafta o işi ona geri verin.
- Her gün bir kez, sonucu değil yolu gören bir cümle kurun: “Önce kenar parçalarını ayırdın, sonra ortayı doldurdun.”
- Gün içinde iki küçük seçim bırakın. Ekranda kısa bir oyun oynanacaksa hangisinin oynanacağını oyunlar sayfasından o seçsin.
- Zorlandığı bir anda beşe kadar sayıp bekleyin; araya girmeden önce “İlk ne deneyebilirsin?” diye sorun.
- Kendi küçük bir hatanızı yüksek sesle toparlayın: “Yemeğin tuzunu fazla kaçırdım. Bir dahakine önce tadına bakacağım.”
- Bir hafta boyunca kıyaslama cümlesi kurmamaya çalışın; ağzınızdan kaçarsa “Bunu söylememeliydim, sen sensin” diye düzeltin.
- Bir akşam uykudan önce, başarıyla ilgisi olmayan bir sevgi cümlesi söyleyin.
Yaşa göre
Okul öncesi
Bu yaşta özgüven büyük ölçüde bedensel bağımsızlıktan beslenir: kendi giyinmek, kendi yemek yemek, merdiveni tek başına çıkmak. Uzun sürecek diye bu işleri elinden almayın; sabah birkaç dakika erken başlamak, telaşsız bir “ben yaptım” için iyi bir yatırımdır. Seçenekleri ikiyle sınırlayın; çok seçenek bu yaşta karar vermeyi zorlaştırır.
1–2. sınıf
Okul, çocuğun kendini düzenli olarak başkalarıyla karşılaştırdığı ilk yerdir. “Arkadaşım benden hızlı okuyor” gibi cümleler sık duyulur. Bu duyguyu küçümsemeden dinleyin, sonra çocuğun kendi ilerlemesini gösterin: eylülde yazdığı bir sayfayla bugünkünü yan yana koymak çok şey anlatır. Harf yazmada çekingen bir çocuk, ekranda harf yazma gibi silip yeniden denemenin kolay olduğu bir ortamda daha rahat alıştırma yapabilir.
3–4. sınıf
Bu yaşta çocuk, övgünün içten olup olmadığını hemen anlar; abartı inandırıcılığını yitirir. Fikrini sorun ve ciddiye alın: hafta sonu planında, odasının düzeninde gerçek bir söz hakkı tanıyın. Arkadaş ilişkileri ve okul başarısı özgüveni daha çok etkilemeye başlar. Bir hayal kırıklığından sonra suçlu aramak yerine “Bir dahakine neyi farklı yapabilirsin?” sorusunu birlikte düşünün.
Ne zaman destek istemeli?
Her çocuk zaman zaman “Ben beceremem” der; bu çoğu zaman yorgunluğun ya da kötü geçen bir günün sesidir. Ama şu durumlarda okulla iş birliği yapmak iyi olur:
- Haftalardır sık sık “Ben kötüyüm”, “Hiçbir şeyi yapamıyorum”, “Kimse beni sevmiyor” gibi kendini değersiz hissettiğini gösteren sözler söylüyorsa,
- Önceden sevdiği etkinliklerden, arkadaşlarından ya da okuldan belirgin biçimde uzaklaşıyorsa,
- Yeni olan her şeyden kaçınıyor ve bu durum günlük hayatını zorlaştırıyorsa.
Önce sınıf öğretmeniyle konuşup okuldaki gözlemlerini öğrenin. Okulun rehber öğretmeni (psikolojik danışman) çocukla görüşebilir, size yol gösterebilir ve gerekirse Rehberlik ve Araştırma Merkezine (RAM) yönlendirebilir. Uykusunda, iştahında ya da genel sağlığında da bir değişiklik görüyorsanız çocuk doktoruna danışın.
Sık sorulan sorular
Çok övmek çocuğu şımartır mı?
Sorun övgünün miktarından çok türündedir. Somut, içten ve çabayı gören övgü çocuğa neyi iyi yaptığını öğretir. Her şeye “mükemmel” demek ise sözün değerini düşürür ve çocuğu sürekli onay beklemeye itebilir. Gördüğünüzü anlatan kısa cümleler, büyük sıfatlardan daha uzun süre işe yarar.
Utangaç bir çocuk özgüvensiz mi demektir?
Hayır. Utangaçlık bir mizaç özelliğidir; utangaç bir çocuk kendine çok güvenebilir, yalnızca yeni ortamlara daha yavaş ısınır. Onu kalabalığın önüne itmek yerine tanıdık bir ortamda küçük adımlar atmasına fırsat verin. Çekingenlik günlük hayatını belirgin biçimde zorlaştırıyorsa öğretmeniyle konuşun.
Kaybetmeye hiç dayanamıyor; oyunlarda hep kazandırmalı mıyım?
Hep kazandırmak o anki gözyaşını önler ama kaybetmeyi öğrenme fırsatını elinden alır. Ara sıra kaybetmesine izin verin ve kaybettiğinde duygusunu adlandırın: “Çok istemiştin, kızdın.” Siz kaybettiğinizde nasıl toparlandığınızı da gösterin: “Bu sefer olmadı. Bir el daha oynayalım mı?”
Kaynaklar
- Parent Praise to 1- to 3-Year-Olds Predicts Children's Motivational Frameworks 5 Years Later, Gunderson ve arkadaşları, Child Development (2013)
- Praise for intelligence can undermine children's motivation and performance, Mueller ve Dweck, Journal of Personality and Social Psychology (1998)
- Positive Parenting Tips, Centers for Disease Control and Prevention (CDC)
- How to communicate effectively with your young child, UNICEF Parenting
- Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Millî Eğitim Bakanlığı