Yaz tatilinde kıyıdaki evlerinde kalan Selin, bahçede oynarken saçlarının rüzgârda savrulduğunu görünce bir şeyi fark etti: Gündüzleri esen serin rüzgâr hep denizden karaya doğruydu. Akşam olunca ise rüzgâr yön değiştirip karadan denize esiyordu. Amcasına sordu: “Rüzgâr neden hep aynı yönden esmiyor?”
Amcası önce küçük bir deney gösterdi. Bir bardak sıcak suyun üstünde ince bir kâğıt şeridi tuttu. Selin merakla yaklaştı. Kâğıt şeridi, yukarı çıkan sıcak havayla hafifçe kıpırdadı. Selin elini bardağın üstüne koyunca ılık havanın yükseldiğini hissetti. “Sıcak hava hafiftir ve yükselir.” dedi amcası.
“Rüzgâr, havanın hareket etmesidir.” diye devam etti. “Güneş bir yeri ısıttığında üzerindeki hava ısınır, hafifler ve yükselir. Yükselen havanın bıraktığı boşluğu daha soğuk ve ağır hava doldurur. İşte bu hareket eden hava, rüzgârdır.”
Gündüzleri güneş, kara parçasını denizden daha çabuk ısıtır. Karanın üstündeki hava yükselir, denizin üstündeki serin hava ise karaya doğru akar. Böylece denizden esen serin bir rüzgâr oluşur. Akşamları kara çabuk soğur, deniz ise daha geç soğur. Bu kez hava karadan denize doğru akar. Bu rüzgârlara meltem denir.
Selin o akşam balkonda otururken rüzgârın yön değiştirdiğini kendi yüzünde hissetti. Bir kâğıt parçasını havaya tutup hangi yöne gittiğini izledi. Doğa olaylarını anlamanın, onları daha çok sevmesini sağladığını düşündü. Ertesi gün defterine meltemin nasıl oluştuğunu bir çizimle anlattı.