Perşembe, 12 Ekim. Sevgili günlük, bugün okul servisinde şarkılar söyleyerek sınıfça şehrimizin arkeoloji müzesine gittik. Girişte rehberimiz Nuray Hanım bizi karşıladı ve müzede uyulacak kuralları anlattı: Vitrinlere dokunulmaz, flaşlı fotoğraf çekilmez ve alçak sesle konuşulur. Çünkü eski eserler çok kırılgan ve ışığa karşı hassasmış.
İlk salonda taştan yapılmış eski aletler vardı: baltalar, kazıyıcılar, iğneler. Nuray Hanım bunların, insanlar çiftçilik yapmadan önce avcılık ve toplayıcılık yaparken kullanıldığını anlattı. Bir taş baltaya bakıp “Bunu kim, nasıl yapmış olabilir?” diye düşündüm. Çok heyecanlandım.
İkinci salonda kilden yapılmış çanaklar, küpler ve küçük heykelcikler sergileniyordu. Bir küpün üzerinde ince çizgilerle desenler vardı. Nuray Hanım, bu kapların çok uzun zaman önce yaşayan insanlar tarafından yapıldığını, parçalar hâlinde bulunup uzmanlarca birleştirildiğini söyledi. Eski bir bardağın yanında kendimi küçücük hissettim.
Son salonda yazı tabletleri ve sikkeler vardı. Tabletlerin üzerinde çivi biçiminde izler görülüyordu; bu, çok eski bir yazı türüymüş ve çözülmesi için uzmanlar yıllarca çalışmış. Sikkelerin üzerinde ise bazı insan ve hayvan resimleri vardı. Not defterime birkaç sikkenin çizimini yaptım. Ne ilginç!
Müzeden çıkarken hediyelik eşya satan yerden küçük bir kil ıslık aldım. Eve gelince babama bütün gün gördüklerimi anlattım. Müze, geçmişin bilgisini koruyan koca bir kitap gibiymiş. Bir dahaki sefere ailemi de götürmek istiyorum. Bu gezi çok güzeldi. İyi geceler, günlük!