Pazartesi sabahı gökyüzü kapkaraydı. Ada, kırmızı şemsiyesini alıp okula doğru yürüdü. Yağmur damlaları şemsiyesinin üstünde şıp şıp ses çıkarıyordu. Ada her adımda su birikintilerinin kenarından dolaşmaya çalışıyordu.
Okul kapısının önünde sınıf arkadaşı Tuna’yı gördü. Tuna şemsiyesini evde unutmuştu. Montu ıslanmış, saçlarından su damlıyordu. Ada hemen yanına gitti ve “Gel, birlikte yürüyelim.” dedi.
İkisi aynı şemsiyenin altına girdi. Omuzları birbirine değiyordu ama bu hiç önemli değildi. Sınıfa gelince Tuna, Ada’ya teşekkür etti. Teneffüste de Ada’nın yanına oturdu ve ona kendi elmasından bir dilim verdi.